Self Training – Kendini Eğitmek Hakkında Bir Öykü

14 yaşımda gitar ile tanıştım. Bir şeyleri öğrenmek ve iyi yapmak ile ilgili takıntı derecesinde tutkuluyumdur. O dönemler gitar gençler arasında oldukça popülerdi. Ancak arkadaş çevremden benim gibi gitar öğrenmeye başlayan arkadaşlarım, o dönemin popüler iki şarkısını öğrenip gece gündüz o şarkıları tekrarlarken ben “bu işi yapacaksam en temelinden girmeliyim” diye kendimce bir yol haritası çizdim. Önce bu işi alfabesini, yani nota okumayı öğrenmeliydim. Sırf bu sebeple okuduğum okulda açılan ücretsiz halk müziği eğitimine kaydoldum.

Hocamız TRT sanatçısıydı, gerçek bir bağlama ustasıydı ve bu işi gerçekten virtüözlük derecesine kadar götürmüştü. Bize ilk 4 hafta boyunca Bona teorisi ve Solfej eğitimi verdi. Gece gündüz elimden düşürmediğim temrin kitabı sayesinde yaklaşık bir ay sonra gazete okur gibi nota okuyabiliyor ve yazabiliyordum.

Geriye bu notaların gitarın klavyesindeki yerlerini öğrenmek kaldı diye düşünürken işin hiç de öyle olmadığını anlamam uzun sürmedi. Belki ilk defa benden duyacaksınız, dünyanın en zor enstrumanları arasındadır gitar. Sebebi her iki elin ayrı işleri “aynı anda” yapma zorunluluğundandır. Klasik Piyano bile gitar yanında hafif kalır bu anlamda. Çünkü piyanoda her iki el ile de tuşlara basarak ( doğrusu “vurarak” ) ses üretilirken gitarda bir el ile tellere vurulurken diğeri ile perdelerde notalara basılarak ses üretilir.

O dönem bu işi o kadar takıntı haline getirmiştim ki günde en az 4 saat gitar ile vakit geçirip notasyon ( gam ) çalışıyor, geriye kalan zamanlarımda ( kalırsa ) ders çalışıyordum. Bu sebeple okulda durumum bir hayli içler acısı hale dönüşmüştü. Okul kötüye giderken gitara hakimiyetim aldı başını gitti. Haftada bir takım teli parçalayarak nasırlaştırdığım parmak uçlarımla gitarı artık çalmıyor, adeta gitarla dansediyordum.

Daha sonraları işi daha da ileriye götürüp usta müzisyenlerle en iyi iletişim kurabileceğim en uygun yer olan enstruman mağazalarından birisinde yaz tatilinde tezgahtar olarak iş buldum. Yıllar önce kapanan “Ankara Müzikevi” benim için tam bir okul oldu. Yüzlerce usta gitarcı ile tanıştım, dünyanın en iyi marka gitarlarını kullanabilme imkanına kavuştum.

Gitar ile olan maceram 1996 yılında askerlik yaptığım Sarıkamış – Kars’ta da devam etti. Orada gitar çalabildiğimi öğrenince beni subay orduevine yerleştirdiler. Aylarca her gece sahnede gitar çaldım. Askerliğimden sonra da yaklaşık 2 yıl kadar Ankara’nın en iyi barlarında en iyi gruplarıyla sahne aldım ve sonra “terki meslek” yapıp müzikle bir hobi olarak ilgilenmeye karar verdim.

Bülent hoca bize bu hikayeyi neden anlattın ? diye soranlara:

Hayatta tutku ile istediğiniz her şeye sahip olabilirsiniz. Ancak bunun için çok çalışmalı ve sabır göstermelisiniz. Dünyanın en iyi okullarında okuyamamak sizin o okullarda öğretilen ilimleri öğrenemeyeceğiniz anlamına gelmez. Günümüzde öğrenmek istediğiniz her konu ile ilgili kaynaklar internette bulunabiliyor. O dönemde çok arayıp da bulamadığım “Eric Clapton – Unplugged – konseri” notasyonunu şimdi bu yazıma iki dakika ara vererek bulup pdf olarak indirdim bile 🙂

Aşağıda eklediğim videoda dinleyeceğiniz “Andy Mckee” isimli gitarist, şu anda “fingerstyle acoustic” dalında dünyanın en iyilerinden sayılıyor. Bu arkadaşı size örnek göstermemin sebebi tıpkı siz öğrencilerimin 3ds Max öğrenmek için The Akademi setleri ile yola çıkmanıza benzer bir yol ile insanın kendisine inanırsa her konuda ustalaşabileceğini kanıtlarcasına bir vhs video eğitim kaseti ile 13 yaşında öğrenmeye başladığı gitarın dünya çapında tanınan bir ustası seviyesine gelmiş olması.

Video eğitimle öğretimi aşağılayan dersaneci mantalitesine kapak yapmış yani 🙂

Gözlerinizden öpüyorum. Videoyu mutlaka izleyin 🙂

 

Bir Cevap Yazın